Otobüste taciz

Ağustos 18, 2020 - Okuma süresi: ~1 dakika

Bundan yıllar önce yaşadığım bir olay. İki katlı otobüsler vardı, üst katında yolculuk yaparken yanımdaki yaşlı adamın elini birden bacağımda hissettim. Bağırdım hemen napıyorsun sen dedim. Adamı indittirdim otobüsten. Siz de böyle şeyler yaşadığınızda lütfen sesinizi çıkarın. Bu durumları görmezden gelmeniz ya da korkmanız tacizcilere cesaret veriyor.


Taciz ifşası görünce yapılacaklar

Ağustos 18, 2020 - Okuma süresi: ~1 dakika

1- Kişinin beyanını esas alın. “Kadın/mağdur beyanının” ne olduğundan emin değilseniz okuyun, öğrenin. Sonra kişinin beyanını esas alın.

2- Sorduğunuz soru “Ya adam haklıysa?” değil, “Ya adam tacizciyse?” olsun.

3- Kişiye sizce bunun “neden taciz olmadığını” değil, taciz failine “bunun neden rahatsız edici olduğunu” anlatın. Emin olun kadınları ve lgbti+leri *aslında taciz edilmediklerine* ikna etmeye çalışan yeterince insan zaten var, onlara katılmayın.

4- Kişiye destek olun. Bundan sonra ne yapabileceği konusunda yardımcı olun, hiçbir şey yapamıyorsanız geçmiş olsun deyin.

5- Kişiye akıl öğretmeyin.

6- Kişiye destek olan insanlara akıl öğretmeyin.

7- Tacizciyi savunan kişilere akıl öğretin.

8- Kişiyi susturmak için kendi başınıza gelen daha büyük tacizleri sıralamayın, karşınızdakinin deneyimini önemsizleştirmeye çalışmayın.

9- Kişiye detay sormayın. Ancak detay anlatırsa inanacağınız izlenimi vermeyin, kişiye yeniden travma yaşatmayın.

10- Tacizcinin masumiyet ihtimalini, kişinin beyanının önüne koymayın. İstatistiklere inanın, taciz kültürünü bilin, ataerkiyi çöpe atın.

11- Bunların hiçbirini yapamayacaksanız susun. Ağzınızı açmayın.


Çocuk tacizi öyküleri nadiren ortaya çıkar

Ağustos 18, 2020 - Okuma süresi: 4 dakika

Çocuk tacizi öyküleri nadiren ortaya çıkar, şimdiye kadar rastladıklarımda da çocuğun yalan söyleyip söylemediğinin sorgulanmadığı tek bir örnek görmedim. Yine olaya ilişkin anneniz, yakın akraba çevrenizin neler yaptığı filan da sorgulanır. Halbuki mağdur olanların illa ki düzgün akrabaları, onların haklarını savunmayı becerebilecek anneleri, ağbileri, amcaları, teyzeleri olacağının bir garantisi yok. Ya da vardır belki ama bunu yapmaya çalışırken yanlış da yapabilirler. Mesela benim annem bana zarar vermeye değil, beni korumaya çalışıyordu. Yıllarca ceza niyetine kendisini epey hırpaladıktan sonra buna ikna oldum.

Çocukken -veya büyükken pek farkı yok- tacize uğramışsanız ve kimseye derdinizi anlatamamışsanız, hatta yalancılıkla suçlanmışsanız, bir süre kendiniz bile deli olduğunuzdan şüphelenmişseniz hayatınız boyunca bir adaletsizliğin kurbanı olduğunuzu hissetmekten, bunu kalbinizde, beyninizde derin bir öfke olarak taşımaktan kurtulamıyorsunuz. Ben mesela, yıllar içinde en ufak haksızlığı hemen fark etmek, buna kızmak, hele arkadaşlarımın filan başına geldiğinde delirmek gibi alışkanlıklar geliştirdim. Farkında mısınız bilmem, tüm hayatımız çok da önemli olmadığını düşündüğümüz haksızlıklara kayıtsız kalmakla geçiyor. Sürekli adalet aradığımızı söylerken, gün için büyüklü küçüklü onlarca adaletsizliğe gözümüzü yumuyoruz. Hatta buna kafayı takana kızıyoruz. Kendimi de dışarıda bırakıyor değilim, o kadar yerleşik bir davranış biçimi ki bu, bazen sevdiğim birinin yaptığı haksızlığa ses çıkarmaktan kaçındığımı fark ediyorum, kendimi parçalamak istiyorum. Halbuki, demin dediğim gibi, birebir her konuda somut olarak adalete ulaşmak her zaman mümkün değil, ama haksızlığa uğrayanın yanında olmak da bir şekilde adaleti sağlamaktır. Bana göre böyle.

Etrafımdakiler benim çok öfkeli olduğumu, hatta bazen bir sürü şeye aşırı tepki verdiğimi söylerler. Yerden göüe kadar haklılar. Bilmedikleri şu ki karşılarındaki terapist koltuklarında geçen saatlerden, insanın burnunu sürten yüzlerce olaydan sonra epey terbiye edilmiş bir öfke. Oysa benim içimde öfkeyle yanan, görmedikleri, görmeleri de istemeyeceğim bir yanardağ var. Bazen derdini anlatmaya çalışan, herkesin “aman ne karışayım” diye sırt çevirdiği bir insanla, arkadaşlarımın “kafana ne takıyorsun” diye kızdığı bir haksızlıkla karşılaştığımda ağzımdan, gözümden lavlar fışkıracakmış gibi geliyor. Bilmiyorlar ki, böyle bir mektup veya bir tecavüz, taciz vakası okuduğumda, hala ancak kendime fiziksel zarar vererek sakinleşebiliyorum. Sadece fiziksel zararın derecesi konusunda daha kontrollüyüm. Ne yapalım, bu dünyada adalet olsaydı, ben de bu kadar arızalı olmazdım.

Yıllar yıllar önce, tensel bir hareketten rahatsız olduğumda, bunu yapan oldukça anlı şanlı, entel dantel sevgilime neden böyle hissettiğimi kavrayabilmesi için bu taciz olayını anlattım. Bana şöyle bir cevap verdi: “Zaten her kadın da sıkışınca bir taciz hikayesi anlatıyor.”

Ondan beri tamamen sustum sanki. Diyeceğim o ki, geçmişinizde bu türden bir taciz deneyimi varsa, bunu Dylan Farrow gibi yıllar sonra ortaya çıkıp anlatmak epey cesaret ister. Çünkü zor bulduğunuz dengenizi kaybetmek istemezsiniz. Mesela, eğer bu mektubu okuyorsanız, benim gerçek adımı da bilemeyeceksiniz. O kadar cesaretim asla olmayacak. Üstelik okurken doğru söyleyip, söylemediğimi sorgulayacağınızı da biliyorum. Ben sizin içinizi biliyorum ve asla güvenmiyorum.

Tacizcimi babam öldüğünden beri görmedim. Bana karı-koca olarak doğrudan son verdikleri hasar, kendisinin öldükten sonra babamın yanına gömülmek istediğini haber etmeleri oldu. Ama bu sefer annem kendilerine cevabı verebildi. Fakat işte, etraf tacizci dolu, tacizler de boy boy, tür tür. Dolaylı olarak verdikleri zarar her gün benimle olacak. Bunu kabullendim.

Ayrıca matematiğim de iyi artık. (MZK/HK)


Bir Taciz Hikayesi: Sizin İçinizi Biliyorum ve Asla Güvenmiyorum

Ağustos 18, 2020 - Okuma süresi: 6 dakika

Cinsel taciz hikayeleri çoğunlukla insanı şüphelendirecek boşluklarla doludur, hele de mağdur çocuksa. Dylan Farrow’un hikayesini tam olarak bilmiyorum. Ama kendiminkini biliyorum. 

Gayet hoş geçen bir günün sonunda ne var ne yok diye bakınırken okudum Dylan Farrow’un mektubunu.

Mektupta Mia Farrow - Woody Allen çiftinin evlatlık çocuğu olan Dylan, 20 yıldan fazla bir süre önce, 7 yaşındayken Allen’ın kendisine yönelik tacizini ve sonrasında Allen’ın hala ödüllendirilmesinin onda yarattığı hisleri anlatıyor. Bununla kalmadım, Dylan’ın annesi tarafından kandırıldığını yazıp, Mia Farrow’un ne kadar kirli çamaşırı varsa ortaya döken bir Allen savunması okudum. Zamanında elinde delil olduğunu, ama çocuğun daha fazla travmatize olmaması için dava açmamayı seçtiğini söyleyen savcının beyanatını okudum. Konu ile ilgili atılan tweet’leri, bunun aile içi bir mesele olduğunu söyleyen haber yorumlarını okudum da okudum. Cinsel taciz hikayeleri çoğunlukla insanı şüphelendirecek boşluklarla doludur, hele de mağdur çocuksa. Bize hep çok yaygınmış gibi sunulan, aslında istisna olan, yalan öyküler de vardır elbette. Yine de mektupta tacizin anlatılış şekli üzerinden az çok bir yargım oluştu sanki.

Çünkü Dylan Farrow’un hikayesini tam olarak bilmiyorum. Ama kendiminkini biliyorum.

Çocukluğum kendi öz annem ve babamın yanısıra kendi evliliklerinden çocukları olmayan halam ve eniştemin dahil olduğu dört ebeveynli, iki evli bir ailede geçti. Dürüst olmak gerekirse kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir anne, kusurlarına rağmen sevgi dolu bir baba, hayran olduğum bir hala ve gerektiğinde bir babayı çok da aratmayan bir enişteyle mutlu bir çocukluktu. Taa ki ergenliğin kıyısına ulaştığım yaşa kadar.

Eniştem matematik öğretmeniydi, ben de orta ikiye geçtiğim zaman matematikte zorlanıyordum. Gerçi sürekli halam ve eniştemin evlerine gidip geliyor, onlarda kalıyordum. Ama o sene annem matematik çalışayım diye ara tatilde özellikle gönderdi. Biz de yarısı matematik, yarısı tatil etkinlikleri ile dolu günlerimize başladık. Biz çalıştığımız saatlerde halam rahatsız etmemek için özellikle dışarıda bir yerlere gidiyordu. Bir süre sonra işler garipleşmeye başladı. Eniştem önce sırtımı filan okşuyordu, sonra memelerimi okşamaya başladı. Rahatsız oluyordum, anlam veremiyordum. 

Tatil sona ermeye yakın iş elini külotumun içine sokmaya, en son gün de vajinamın içine parmağını sokmaya kadar vardı. Hala kendimi şanslı sayarım, o son gün halamın aniden erken geleceği tuttu, yetmedi benim için arkadaşlarımla yemek organize etmişti. Bir hayalet gibi bir arkadaşımın annesinin eşliğinde yakınlarda bir lokantaya götürüldüm. Lokantadaki aynada inik pantolon fermuarımı fark ettiğimi ve başıma neyin geldiğinin kafama dank ettiği o anı hatırlıyorum. Daha doğrusu hiç unutmuyorum. Şu gün hala üzerimde pantolon olduğu her zaman arada sürekli fermuarı kontrol ederim. Neyse, dönünce anneme beni gelip alması için telefon açtım, baktım anlamıyor çıngar çıkarttım. O da kızgınlıkla gelip aldı.

Başıma geleni anlamıştım, ama utanıyordum. Ne yapacağımı da bilmiyordum. İçime kapandım, her şeye öfkelenmeye başladım. Bir şeylerin ters gittiğini fark eden kardeşimin bakıcısı oldu. Ne derdim olduğunu sormaya başladı ve biraz zorlayınca döküldüm. Hemen annemi işten çağırdı, ona anlattık. Annem de bana dönüp şunu dedi: “Bunu babana anlatmayacaksın, baban katil olur.” Kimse babasının kendisi yüzünden katil olmasını istemez. Ben de anlatmadım. Ama annem dönüp, halama anlattı. Ondan da şu cevap geldi: “Sevmiştir, senin kızın uyduruyor, yanlış anlamıştır”.

Bu cevap sonrasında bu olay bir süre hiç konuşulmadı, hatta unutuldu, hatta o kadar unutuldu ki ara sıra bu iki insanın evine gidip kaldığımız oldu. Ne yapalım, babam kardeşini görmek istiyordu. Fakat bu sefer de, ergenliğin bitişine doğru gelmişken tam, bir gün bambaşka bir aile meselesinde annem kızgınlıkla babama bunu anlatıverdi. Ve ne mutlu ki babam katil olmadı! Rahatsız bile olmadı. Çünkü babam bana inanmadı! Hatta eniştemin tacizine uğramış başka birinin kendisini arayıp başına gelenleri anlatmasına rağmen inanmadı. Şokla bir süreliğine filan değil, bu olaydan on sene sonra son nefesini verirken bile inanmamıştı ve eniştemle dostluğunu o ana kadar sürdürmüştü. Bu süre zarfında da zamanında taptığım halam tarafından aileye iftiracı bir deli olarak lanse edilmiştim bile. Aslında iyi yaptı, böylece zamanında halamın ilk evliliğinden olan kızının ve bir kuzenimin daha aynı kişinin daha ağır tacizine uğramış olduklarını öğrendim. Biri kocası bunu öğrenirse boşanır diye korkusundan kimseye anlatmamamız için yeminler ettirdi, diğeri ise o olayı arkasında bırakmıştı bile.

Elbette bu olayın bir sürü daha acı verici detayı var. Bunu atlatmaya çalışan bir genç kız olarak kendime verdiğim türlü zararlar var. Tıpkı Dylan Farrow gibi ben de kendine fiziksel zarar verme, hatta özellikle erkeklerden zarar göreceğim tekinsiz durumların içine atlama -zira bunu hak ettiğimi düşünüyorum- gibi bir sürü kişisel felaketi aşama aşama yaşadım. Bu kadarını bile yazmak çok zor, daha da fazlasını yazmak anlamsız. Çünkü istediğim detaylar anlatıp, bana acımanızı sağlamak değil. Bu kadar yıl sonra başıma gelenin çok istisnai bir şey olmadığını biliyorum. Etraf benim gibi mağdurlarla dolu. Ama hala adalet istiyorum. Annemden, ölmüş olsa bile babamdan, daha geniş ailemden, sizden. Bir tür adalet istiyorum. Üstelik bana bunu yapan kişinin boğazına sarılmanız değil adalet olarak beklediğim, bunu yapacak fiziksel gücüm zaten var. Böyle meselelerde adalet en çok da benim -bizim- gibi mağdurların yanında olmanız. Şu veya bu şekilde.


Yanlış anlama kardeşimsin..

Ağustos 18, 2020 - Okuma süresi: 8 dakika

Kadın başına var kalmak…

İnsan anlattıkça hafifler denir. Gerçekten de mühimdir anlatmak, önce kendine bile olsa

Kadınların anlatacakları bitmez aslında, omuzda yılların yükü.

Kadın olduğumuz için başımıza gelenleri, bize yaşatılanları birbirimize anlatırsak daha güçlü hissedeceğimizi düşündüğüm için anlatmaya başladım ben...Çünkü bu hayatta kadın olarak var kalmak çok zor. Bu nedenle birbirimizi dinlememiz gerçekten çok önemli…

Gökçe'nin hikayesinde de olduğu gibi taciz edildiğimizde bununla tek başımıza mücadele etmemiz, kendimizi tacizden korumamız bile zor. Zorlaştırıyorlar.

Benim başıma gelen olayda da bunu fark ettim biraz. Kara kara düşündüm, düşünüyorum ve şimdi sizlerle paylaşıyorum…

Yeni taşındığım eve bir tamirci gelecekti. Elbette öyle yoldan geçen bir adam değildi. Bir kurumu aradım, onlar da birini göndereceklerini söylediler. Bir telefon verdiler. Öncelikle o kadar çok bekletildim ki telefonla eve gelecek adamı aradım. Sonunda geldi. İşimi yaptırdığım birine elbette kibar davranırdım. Geç kaldığı için bile pek söylenmedim. Biraz serzenişte bulundum. O da türlü mazaret uydurdu: trafik, zorlu arızalar vs.

Herif çok çenebazdı. Tabii hangi okulda okuduğum soruldu, mezun olduğumu söylemem üzerine şaşırıldı (çünkü daha küçük olduğumu sanmıştı), sonra nereli olduğum soruldu, annem babamın nerede olduğu vb. Buraya kadar çok sıkılmakla birlikte çok ters de davranmadım çünkü muhabbetşinas biri olmamama rağmen böyle sorularla bakkalda, çakkalda çok karşılaşırdım. Özellikle de “nerelisin ve öğrenci misin?” soruları adamların yüzüne hiç bakmasam bile karşıma çıkar bazen. Ancak bu sefer bunla kalmadı. Adam asla susmuyordu. Yalnız mıydım, evli miydim vb şeyleri merak ediyordu ve evlilik sorusuyla birlikte ben gerildim. Benim gerginliğim üzerine adam, “yanlış anlama kardeşimsin, ben de evliyim, üç çocuğum var” dedi; elindeki işi bırakıp çocuğunun resmini falan gösterdi. Ben de kendimi tuhaf hissettim, suçlandım adamın bu açıklamaları karşısında...Çok manasız bir durumdu.

Konuyu değiştirmek istedim çünkü artık çok sıkılmıştım. Bu arada tamiratla ilgili sorduğum sorulara üfürükten cevaplar veriyor, benim bilmeyişimle hafiften dalga geçiyordu sanki. Bu arada tekrar tekrar kardeşimsin yanlış anlama sakın, benim çoluğum çocuğum var diyordu. Bu esnada bombasını patlattı: "belki sana bizim arkadaşlardan bir kısmet buluruz diye sordum" dedi. Ben köpürdüm, adamın niyetine de derdine de içimden sövmeye başladım. Ama dışımdan yalnızca "Yok canım, daha neler" gibi zırvaladım. Adam hala, senin vardır nişanlın falan diyerek ağzımı arıyordu. Tabii ki asla var demedim çünkü bu meseleyi hayatımda biri var diyerek çözmek istemiyordum. Benim sözlerim adam için yeterli olmalıydı. Evet yalnız yaşayan bir kadındım ve onun için çok ilginç olabilir ama evlenmek gibi bir niyetim yoktu, ayrıca ona ne diye anlatacaktım. O kimdi, ona neydi?

Zaman geçtikçe adamın varlığı da beni tedirgin etmeye başladığından ona kızamıyor, bağırıp çağıramıyordum. İşi bitirsin ve gitsin diye yakarıyordum için için. Adam o gün gitti. Derin bir oh çektim, asabım çok bozulmuştu. Olayın tam üzerine arayan anneme anlatacaktım neredeyse ama bunu ailemle paylaşmam bana başka türden bir taciz ve baskı unsuru olarak geri dönerdi. “Kız başıma İstanbul’da olmama” zaten zor katlanıyorlardı.

Kendime çok kızmıştım. Ne diye korkmuştum ki, ne diye korkaklık edip herifi azarlamamıştım. Aslında sadece korku da değil tuhaf bir çaresizlikti içine düştüğüm durum. Kendimi çok suçladım ama unutayım gitsin dedim. Birkaç kişiye anlattım.

Günler sonra telefonuma bilmediğim bir numaradan mesaj geldi. Tanımadığım bir herif telefon numaramı tamirciden aldığını söylüyor ve görüşmek dileğiyle mesajını bitiriyordu. Saçma sapan bir mesajdı. Aslında tam olarak bir şey demiyordu. Öylesine çıldırdım ki mesajı ikinci kere yüksek sesle bağırmaya, sövmeye başladım. Ellerim titriyordu. Gerizekalı herif çalıştığı şirket vasıtasıyla aldığı telefonumu başka bir herife vermişti. Kendimi çok şapşal hissettim. Bende tamircinin numarası bile yoktu. Silinip gitmişti. Çaresiz bana mesaj atan salağı arayacaktım ki muhattabım o değildi aslında. Bir yandan da sinirden ağlıyordum.

Tam olarak anlayamadığı bu halimi ve bu sahneleri izlerken sevgilim, ben ararsam adamın tacize devam edebileceğini, canımın daha çok sıkılabileceğini söylüyordu. O nedenle o aramalıydı ve bunu sevgilisini koruyan adam tavrıyla yapmadığını, hatta beni anladığını, benim bu meseleyi kendi başıma halletme çabamı anladığını, haklı bulduğunu ama işin çok uzayacağını söylüyordu. Çünkü adam onun sesini duyarsa vazgeçerdi ama benim dediklerimi anlamayabilirdi. Haklıydı, adam benim naz yaptığımı bile düşünebilir ya da tacizi sürdürebilirdi. Kaldıracak halim yoktu. Erkek dünyasında ben mücadele edemiyordum.

Telefonu ona bıraktım. Konuşma çok kısa sürdü. Yavşak herif defalarca özür diledi, numarayı arkadaşından aldığını söyledi. Tabii aradan iki dakika geçmeden beni başka bir numara arıyordu. Tahmin ettim, bu tamirciydi. Sevgilim yine kendisi açmak istedi. Bu defa vermedim. O da ısrarcı olmadı. Ona benim iki çift lafım vardı. Ben söyleyecektim. Benim meselemdi.

Adam konuşmaya çabalarken ben aralıksız bağırdım. Hatırladığım kadarıyla “ona yalnız bir kadının” telefonunu nasıl böyle verebildiğini söyledim. Adam eve gelip durumu açıklayacağını söylüyordu. Biraz tırstım. Adam çok defa aradı. Baş edemedim. Bir defasında “mecburen” yine sevgilime verdim. Ona ısrarla benim neyim olduğunu soruyordu. Resmen arada bir erkeğin olması nedeniyle paçaları tutuşmuştu. Sevgilim tabii ki adama neyim olduğuna dair bir açıklama yaptı. Bağırış çağırışlarla gün bitti. Ben sinirimle kaldım.

Sevgilim ve başka birkaç dost “şikayet edelim” dediler. Ben evimi biliyor diye çekindim, korktum. Bir şey olamazdı tabii ama mahallede laf çıkarabilir diye düşündüm. Kapıya gelir, tatsızlık çıkar diye düşündüm. (Birkaç gün yolda birilerini ona benzetip panikledim hatta) Bu saçma sapan olayı unutmak istedim. Neden kızmadım, neden bağırmadım, acaba samimi mi davrandım, nasıl da şapşalım diye kendimi suçluyorum. Ben nerde yanlış yaptım dedim günlerce. Günlerce de sürdü bu. Aslında bugün yazarken bile biraz huzursuzlandım, belki de utandım. Yakınımda meseleyi bilenler ve sevgilim, kendimi suçlamanın yersiz olduğunu hatırlatmasalar durmayacaktım ki bunu hatırlatanlardan birinin erkek olması da ilginçtir. Kendimde hata aramam nasıl da bir içselleştirmenin sonucuydu. Neyse ki şanslıydım yanımda yöremde bana bunu gösterenler olmuştu. Ama ne kadar eziktim ki bunu kendim görememiştim. Bazen hala da göremiyorum.

Neyse bu meseleyi korktuğum ve artık yorulduğum için unutmaya bıraktım.

Kadın başına olmak, yalnız başına kadın olarak mücadele etmek zor.

Yalnız olmadığımı biliyorum aslında ama bunu daha fazla hissetmek istiyorum ama galiba. O günkü hıncım sıklıkla bir hüzne dönüyor. Bazen günün ayrıntıları içinde unutup gitsem de çoğu zaman kadınların başına gelenler içimi dağlıyor benim. Gözlerimi dolduruyor. Hazmedemiyorum hiç.

Bu nedenle yalnız olmadığımızı daha fazla hissetmek önemli. En büyük hayalimse böyle herifleri, kadınlardan oluşan, bütün kadınların dahil olabildiği birliklere dövdürmek. Bir gün dünya kadınların olacak biliyorum çünkü kadınlarla özgürleşen başka bir dünya mümkün.


Biliyorum ki hiç de yanlız değilim

Ağustos 18, 2020 - Okuma süresi: 3 dakika

madem anlattıkça azalır bu taciz hikayeleri, o zaman benim anlatacak çok şeyim var dedim yazmaya başladım.

başladım başlamasına da hangi birini yazacağımı bilemedim. çok kereler silip tekrardan yazmaya çalıştım bu yazıyı. ve en sonunda da sokakta, okulda ya da toplu taşıma araçlarında maruz bırakıldığım taciz olaylarından birini değil, gördüğüm kabusların istisnasız tek konusu olan taciz hikayelerimi (!) anlatmaya karar verdim.

herşey değişiyor. yer, mekan, kişiler.. zaman ve tacizin yaşanma şekli hariç. hava karanlık. akşam ezanını geçmiş yani! bir sokakta yürüyorum. her seferinde yalnız tabi. ama karşı taraf yalnız olmuyo. etrafta başka adamlar.. nur yüzlü yardıma hazır amcalar(!).. karşıdan gelişini görürken tedirgin oluyorum ama o amcalara güveniyorum hızlı hızlı yürüyorum. her seferinde kolumdan tutulmak ya da çekelenmek suretiyle yakalanıyorum. her seferinde ama. sonrasında da sıçrayarak uyanıyorum. yıllardır gördüğüm ve dehşet içinde uyandığım tek kabus bu. .ama hakkımı yemeyeyim, figüran halk gündüzleri ya da geceleri sokakta tacize maruz bırakıldığımızda ve nadiren karşılık verdiğimizde sırtlan kesilen ahlak bekçisi amcalar(!), kabuslarımda ikiyüzlülüklerini bir kenara bırakıyorlar. tacizci olduklarını yalanlamıyorlar ya da ortak olmaktan geri durmuyorlar.

kadın olduğum için hayatın her anında tacize maruz bırakılan ben -biliyorum ki hiç de yalnız değilim- yalnız kalabildiğim nadir zamanlardan olan uykumda, konusu ve şekli bu kadar belli olan bir biçimde tacizle yaşıyorum. nasıl bir bilinçaltıdır ki ya da gizli korkudur ki -gizli diyorum çünkü kendime çok da korktuğumu anlatmıyorum. geceleri yürürken erkek birine ihtiyaç duymuyorum. ama belli ki içten içe taciz benim için ciddi bir travmatik mevzu- aslında her an bununla yaşıyorum. bu erkekolmak, erkeklik ne menem bişeydir ki hayatı biz kadınlara çekilmez kılıyor. erkek kısmısının böylesi bir mevzu gündeminde dahi değilken, hayatımın her anında uyurken bile tacizle yaşamak zorunda bırakılışım, sürekli tedirgin ve tetikte yaşamak zorunda olşum mügenin aşağıdaki anlatısında değindiği toplu dayaktan daha öte bir istek uyandırıyor bende. topluca pipileri kesilmeli diyorum mesela!

bu kabusları ne zamana kadar görmeye devam edeceğim bilmiyorum ama bildiğim, anlattıkça yaşananların çok da farklı olmadığı görüldükçe, yalnız olmadığımızı anladıkça büyüyeceğimiz. susmak yerine konuşacağımız. konuştukça korkumuzun azalacağı ve karşı koyabileceğimiz.. karşı koydukça da birleşeceğimiz..


Hakkımızda

Tacizvar.org sitesi sizlerin başınıza gelen tacizlere bir çözüm üretmek, süreç boyunca yanınızda destek olmak ve bu konuda başkalarının başına da benzer şeyler gelmesine engel olmak için oluşturulmuştur. Size rehberlik amacında kurulan bu sitede paylaşımlarınızı ispatlanabilecek şekilde ve kişilerin haklarını dikkate alarak yazmanızı, süreç sonrasında da tecrübelerinizi paylaşmaya önem vermelisiniz.